Ana içeriğe atla

NATO’nun Beyin Ölümü Gerçekleşti Mi?



Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 3-4 Aralık’ta Londra’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesi yaptığı Şu anda yaşadığımız NATO’nun beyin ölümüdür açıklaması, Kuzey Atlantik İttifakının geleceği tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. İttifakın geleceğiyle ilgili tartışmalar ilk olarak 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başladı. Berlin Duvarı, Avrupa’nın bölünmüşlüğünü ve dolayısıyla NATO’nun varlık sebebini sembolize ediyordu. Soğuk Savaş’ın bitiminden itibaren NATO ile yola devam mı? Devam edilecek ise nasıl?” soruları tartışılmaktadır.

NATO, 1949 yılında Sovyet emperyalizmini engellemek amacıyla kolektif bir savunma örgütü olarak kurulmuştur. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte NATO’nun misyonunu tamamladığı ve uluslararası sistemde NATO’ya gereksinim kalmadığı fikri ortaya çıkmıştır. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 4 ve 5. Maddelerine bakıldığında ortak savunmayla ilgili düzenlemeler mevcuttur. Ancak 1, 2 ve 3. Maddelere bakıldığında NATO’nun aslında siyasal bir örgüt olduğu görülmektedir. NATO, kurulduğu tarihten itibaren dönüşen uluslararası koşullarla birlikte kendisini yenilemeye devam etmiştir. Washington’da gerçekleşen 50. Yıl Zirvesi NATO’nun görevlerinin dönüşümü açısından oldukça önemlidir. NATO ilk kez bu zirvede “alan dışı müdahale” kavramını gündemine almıştır. 1999 yılında “alan dışılık” kaldırıldı. NATO artık gerekli gördüğü durumlarda Kuzey Atlantik coğrafyasının dışında müdahalelerde bulunabilecekti. NATO bu toplantıda sadece savunma örgütü olmadığını aynı zamanda güvenlik örgütü de olduğunu, sadece Kuzey Atlantik örgütü değil küresel bir örgüt olduğunu ortaya koymuştur. Bu doğrultuda NATO’nun görev alanları genişlemiş ve bunlara uluslararası terörizmle mücadele, siber suçlarla mücadele, uluslararası uyuşturucuyla mücadele gibi meseleler eklenmiştir. Bugün uzayı yeni hareket alanı ilan eden NATO, uzayda iş birliğinden söz ediyor. NATO dönüşüm sürecine Yeni Zelanda, Kolombiya ve Güney Kore gibi ülkelerle küresel ortaklıklar kurarak devam etti. Varşova Paktı’nın dağılmasının ardından üye ülkeler alternatif çözüm yolları arayışına girdi. Bu ülkeler ileride karşılaşabilecekleri muhtemel Rus tehdidine karşı, Amerikan garantisi olarak gördükleri Kuzey Atlantik İttifakına yöneldiler ve bu durum NATO’ya siyasi fonksiyon yükledi.

Uluslararası sistemin dönüşmesiyle birlikte ittifak ilişkilerinin yapısında da değişim meydana geldi. Eskiden ittifaklar “mutlak anlaşma” mantığıyla kuruluyordu ve anca beraber kanca beraber mantığıyla hareket ediliyordu. Ancak bugünün dünyası Soğuk Savaş’ın blok düzeni ile işlemiyor. Uluslararası terörizm, siber tehditler, çatışan çıkarlar gibi etkenler karşısında “önceliklerde uzlaşma” ön plana çıkıyor.

De Gaulle liderliğinde 7 Mart 1966’da NATO’nun askeri kanadından ayrılan Fransa, 2008’de Sarkozy döneminde tekrar NATO’ya geri dönmüştü. Macron, NATO içerisinde bir çatlak yaratarak kendi ülkesine avantaj sağlamaya çalışıyor. Brexit’in tamamlanması durumunda Fransa hem Avrupa Birliği üyesi hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üyesi olarak tek nükleer güç konumuna gelecek ve Almanya’ya üstünlük sağlayacak. Macron aynı zamanda savunma harcamalarını arttırarak Fransa ordusunu güçlendirmeyi hedefliyor.   

NATO’nun kuruluş gayesi Sovyet emperyalizmini engellemek olduğu kadar Avrupa ülkeleri arasında yeni bir çatışma çıkmasını önlemektir. Avrupa’da çatışma çıkması durumunda bu bölge Sovyet kontrolü altına girebilirdi. Kuzey Atlantik bölgesinin kolektif güvenliğini sağlayarak amacına ulaşan NATO, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte de Soğuk Savaş’ı kazanmıştır. Ayrıca NATO’nun üye ülkeler arasındaki krizleri yumuşatıcı etkisi de vardır. Örneğin Kardak Krizi’nde Bill Clinton ve NATO yetkilileri devreye girmiş ve muhtemel Türk – Yunan savaşının önüne geçmişlerdir. Rus uçağının düşürülmesi meselesinde de NATO, Türkiye’nin ağır bedeller ödemesini engellemiştir. Geleceğiyle ilgili tüm tartışmalara ve üyeler arasındaki anlaşmazlıklara rağmen NATO yirminci yüzyılda kurulup hala varlığını devam ettiren tek savunma örgütüdür. Kuzey Atlantik ve Avrupa arasındaki kurumsallaşmış siyasal ve askeri birlikteliğin devamı için NATO’nun varlığını sürdürmesi gereklidir.  

Kutluay Doğukan TAŞDEMİR
11.12.2019


Yorumlar

  1. Tebrik ederim isabetli değerlendirmeleriniz ile günümüz gelişmelerine ışık tuttunuz.

    YanıtlaSil
  2. Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re