Ana içeriğe atla

Gig Ekonomi: Dijitalleşmenin Doğurduğu Dünya


Freelance çalışmak hepimizin uzun yıllardır hakim olduğu bir çalışma modeli. Bugün sizi daha yeni bir kavramla tanıştırmak istiyorum. Dijital gelişmelerle birlikte şirketlerde çalışan sayısının düştüğü ve freelance çalışanların arttığı bir dünya düşünün. “Gig Ekonomi” kavramı değişimin ve teknolojinin ciddi anlamda hız kazanmasıyla birlikte hayatımıza girdi. Gig terimi kısa süreli iş anlamına geliyor. Gig ekonomisi ise herkesin serbest meslek sahibi olabildiği, geçici işler yapanlardan oluşan iş gücü piyasasıdır. Kısaca birey ekonomisi diyebiliriz.

Kariyer tanımının ve iş mantığının dijitalleşmeyle birlikte kökten değiştiğine her geçen gün hepimiz şahit oluyoruz. Dünya, internet ile beraber yeni nesil çalışanların oluşmasına katkıda bulunan “Gig Ekonomi” modeline doğru hızla yöneliyor. Dijital dünyanın sağladığı imkanlar sayesinde bireyler kendi markasını oluşturabiliyor, ürünlerinin pazarlamasını yapabiliyor veya hizmetlerini satabiliyor. Bu durum bizi “dijital iş gücü piyasası” ile tanıştırıyor. Bu piyasada Afrika’da yaşayan biri Amerika’da yaşayan birine hizmet sunabiliyor ve dünyanın çeşitli yerlerinden müşteri potansiyeli yaratabiliyor. Dijitalleşme sayesinde, online platformlar üzerinden iş ilanı verebiliyor ve Dünya’nın dört bir yanından insanlarla tanışma ve çalışma imkânı yakalayabiliyoruz.

Bu dönüşüm sayesinde şirketlerin çalışanlarına ödediği yüksek maaş, ekstra mesai ücretleri, sağlık sigortası gibi masraflar ortadan kalkıyor, çalışanlar yıllık izin kullandığında ortaya çıkan aksaklıklar da son buluyor. Ayrıca bu sayede farklı bölgelerde yaşayan insanlar için de istihdam oluşuyor. Mesai kavramının olmadığı Gig ekonomisinde bireylere bağımsızca maddi kazanç sağlamanın kapıları açılmış oluyor. Tabii bu durum düşük ekonomik statüye sahip ülkelere ekonomik destek sağlarken bir yandan küresel dünyada bu tarz işlere karşı arz arttığı için ücretlerin düşmesine de neden olabiliyor.

Cisco Systems’ın eski CEO’su John Chambers, yakın gelecekte CEO ve CIO olmak üzere sadece iki kişiden oluşan milyar dolarlık şirketlerin oluşacağını belirtiyor. Gig ekonomi sayesinde bu şirketlerin marketing, finans gibi gerekli olan tüm departmanları bambaşka networkler aracılığıyla yönetileceği ön görülüyor.

Her bireyin markalaştığı bir yapıya doğru ilerlerken hepimizin Gig ekonomisinin bir parçası olduğu çok net diyebilirim. Örneğin, Uber ile yolculuk yaptıysanız, Dolap, Gardrops, ModaCruz veya GittiGidiyor gibi platformlar üzerinden bir ürün sattıysanız siz de bu yapıya yakından tanık oldunuz demektir. Ayrıca “Hizmet Piş, Ağzıma Düş” sloganıyla faaliyet gösteren Armut.com da Gig ekonomisinin en güzel örneklerinden biri. Temizlik, tadilat, nakliyat, montaj, özel ders, sağlık, düğün gibi hizmet ihtiyaçlarına kolayca çözüm bulabilmemizi sağlıyor.

Bir benzetme yapmak gerekirse şirket çalışanlarını ‘ev kedisi’, Gig ekonomisinin doğurduğu işlerde çalışan kişileri de ‘sokak kedisi’ olarak tanımlayabiliriz. Tabii bu sokaklarda başarılı olmak için ve ayakta kalabilmek için bazı adımlardan bahsetmek gerekiyor:

1.         Markalaşma
2.         Pazar (Platformlar)
3.         Network
4.         Gelişim
5.         Disiplin

Dijitalleşmenin doğurduğu önemli gelişmelerden biri de iş dünyasının bu zamana kadar alışılan tüm kalıplarının yıkılıyor olması. Araştırma sonuçlarına göre, özellikle Y ve Z kuşaklarının Facebook, Google, Apple, Amazon gibi dev şirketlerde bile çalışma süreleri 2 yılı aşmıyor. Bu değişimler sadece Y ve Z kuşakları için mi geçerli dediğinizi duyar gibiyim. Tabii ki Gig ekonomisinin böyle bir sınırı yok.

Değişimin hiç yavaşlamadığı yeni dünyada öğrenmeyi seven herkes için bir fırsat oluşuyor. Dijitalleşme sayesinde Gig ekonomisi maliyetleri azaltırken verimi arttırmada önemli bir rol oynuyor. Ben gelecekte bu değişimin etkilerini görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Dijital dönüşüm hız kesmiyor, Gig ekonomisi büyüyor. Siz hazır mısınız?

Sena CEBECİOĞLU
25.02.2020

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re