Ana içeriğe atla

Kaçış



Herkesin yaşarken önemini anlamakta zorlandığı, üzerine yeteri kadar düşünmediğini fark ettiği anlar olmuştur. Bazen rüzgârın estiğini yüzünüzde hissetmek, denizin kokusunun burnunuza çalınması o kadar sıradan gelir ki anın tadını çıkartmayı bile unutursunuz. İşin aslı, hayat bazen bizleri öyle yerlere götürüyor ki içinde olduğumuz anı yaşamayı bile kendimize fazla görüyoruz. Sürekli yapmamız gereken işler, sorumluluklarımız ya da acil durumlarımız oluyor. Biri ya da birileri için yaşıyor olmak fikri belki aklınızdan hiç çıkmıyor, belki de aklınıza hiç gelmiyor fakat esasında kendimize dönmediğimiz her an, iç sesimizi dinlemediğimiz her olay, önce “Ben ne hissediyorum?” diye düşünmediğimiz her yaşanmışlık bizden bir şey eksiltiyor ve kendimizden düşünmediğimiz o anlar kadar uzaklaşıyoruz.

Tam da bu söylediklerimin üzerinden hayatın durmuş olması fikriyle nasıl yüzleşebileceğimi ve ardından kabul edebileceğimi düşünmeye başladım. Başlarda olayın ciddiyeti hakkında şimdiki kadar net bilgiye sahip olmadığımız için ben de çok uzun sürmemesini umarak başladım bu izolasyon sürecini yaşamaya. Bir şekilde kendi içime dönüp, şimdiye kadar hep yapmak istediğim fakat sözde zaman bulamadığım için yapamadığım aktiviteleri düşünmeye başladım. Kitap okurken, yeni filmler ve diziler izlerken, çok zaman ayırmayı tercih etmediğim derslere çalışırken ya da yalnızca tatmin olmak için spor yaparken buldum kendimi. Psikolojik etkileri üzerine çok yoğunlaşmazsam, bunlardan bir şekilde kaçabileceğimi hatta yok sayabileceğimi düşünmüştüm. Ardından aslında ne kadar derinden etkilendiğimi izlediğim bir video sayesinde fark ettim. Mantıklı olanın sorunlarla yüzleşmek olduğunu kabul etmek pek kolay olmasa da bizler için en sağlıklısı bu oluyor bence. Yapmamız gereken hatta yapabileceğimiz tek şey yeteri kadar önlem almak ve kendi ruh sağlığımız için bu duruma endişe duymaktan kaçınmaya çalışmak. Olmasına engel olamayacağımız durumlar için elbette ki endişe duymamız normaldir fakat belli bir seviyeden sonrası yalnızca iç huzurunuzu bozacak ve sizi psikolojik olarak yalnızca olumsuz anlamda etkileyecektir.

Kendimi rahatlatmak için hayalini kurduğum ilk şey masmavi bir deniz ve güneşin dalgalarla olan mükemmel uyumunu izlediğim uçsuz bucaksız bir sahil oldu. Elimden geldiği kadar gerçekçi bir hayal olması için uğraştım. Etrafımda duyabileceğim seslerden, kumların sıcaklığına kadar her detayı düşündüm. Gerçekten de bir süre sonra hissettiğim en yoğun duygu endişe yerine arzu oldu. Şu hayatta bana iyi gelen ve kendimi ait hissettiğim yerin deniz olduğunu söylememe gerek kaldı mı bilmem fakat zaten seviyorum dediğim halde, yokluğunda değerinin düşündüğümden fazla olduğunu fark ettiğim için biraz da şaşkındım. Bu sırada kurduğum hayalin aslında beynimde ne kadar gerçekçi olduğunu da fark etmem üzerine kendime yepyeni bir kaçış yolu bulmuş oldum. Hayal etmek. Hayatta herkes bir şeylerden kaçıyor ya da bir şeyleri arıyor. Şu sıralar arayıştan ziyade kaçış süreci daha ağır basıyor gibi gözükse de aynı zamanda kendimizle kaldığımız için bir arayışa da girdik. “Şimdi kendimle nasıl zaman geçireceğim?”. Herkesin kendisine mutlaka sorduğunu düşündüğüm bir soru. En azından ben şu sıralar aklımdan geçen her düşüncenin bu soruya bağlandığını görüyorum.

Bu dönem benim için hayatta nelerden kaçtığımı ya da neleri aradığımı bulmam açısından faydalı geçti diyebilirim. Herkes gibi bu günler geçtiğinde neler yapmak istediğimi düşündüm. Fakat daha da önemlisi, neler yapmak istemediğimi. Zorunda olduğumu sandığım belli kalıplardan sıyrılmak, asla içinde olmak istemiyorum dediğim durumların dışında kalmak ve bana en çok mutluluk veren aktiviteleri yapmak için kendime daha çok zaman ayırmak gibi.

Son olarak, sizlere Turgut Uyar’ın bir dizesinin bu günler için iyi bir kaçış olduğunu hatırlatmak isterim. “İkimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım.”

Duygu MEHMETOĞLU
29.03.2020

Yorumlar

  1. Kendimi ne kadar daha iyi hissettim anlatamam. Sen hep yaz, biz de hep seni okuyalım...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re