Ana içeriğe atla

Snowpiercer Film Değerlendirmesi



Bu filmi yüksek IMDB puanına sahip olması ve öneriler kısmında sürekli karşıma çıkması vesilesiyle izledim. Donmuş bir dünyayla başlıyoruz filme, zamanında küresel ısınmayı engellemek için CW7 maddesi kullanılmış ve bunun sonunda yaşam tamamen durmuş, insanlar ölmüş ve geriye kalan az sayıda insanın, Wilford isimli bir adamın yaptığı, bütün dünyayı dolaşabilecek enerjiye sahip büyük bir trenin içinde yaşam mücadelesi vermeleriyle devam ediyoruz.

Başlangıçta çok zor hayatları olan ve trende yaşamak zorunda olan insanlar, tam bir sefalet içinde gözüküyor. Zaten belirli bir alanda yaşıyorsan, dışarı çıkamıyorsan bir şekilde karşılaşılan zorluklara birlikte kanat germelisin, yoksa yok olup gidersin. Filmin devamında şunu iyi anlıyoruz ki bu sefalet içinde olan fakir grup, trenin kuyruk kısmı denilen en arka kısmında yaşamak zorunda olan, protein çubuklarıyla beslenen bir grup. Bu kuyruk kısmındaki insanlar yaşamak zorunda oldukları bu yerde çeşitli işkencelerle karşılaşıp insan dışı muamele görüyorlar ve bu içlerinde isyan etme arzusunu doğuruyor. Genelde böyle isyanların başında güçlü, genç ve sözü dinlenen tipler olur ve arkasında da yaşlı deneyimli bir adam durur tam da öyle; genç ve güçlü Curtis(Chris Evans) bir yandan insanları toplayıp isyanı düzenleme sürecine giriyor, yaşlı ve deneyimli olan Gilliam (John Hurt) ise akıl veriyor. Tabi bir de sağ kola ihtiyaç var o da Edgar(Jamie Bell) Curtis’in abisi gibi gören bir genç.

Gerçi zamanında böyle isyanlar olmuş bunu daha ilerde anlıyoruz, mesela isyan başlayıp yavaş yavaş ilerlediklerinde vagonlarda bir sınıfa denk geliyorlar adamlar bir vagonda beyin takımı oluşturmak için sınıf bile ayarlamışlar, sınıftaki küçücük çocuklar tek kurtuluşun bu tren ve Willford olduğundan kaçmaya çalışanların isyan edip ne çileler çektiklerinden bahsediyorlar. Zaten ilerledikçe ağzımız açık kalıyor ve “Gerçekten dünya böyle bir sistemin içerisinde mi?” sorusunu kendimize soruyoruz. Ki zaten öyle bir şekilde ezilenler bir yerde ama yükselip asla yeri görmeyen insanlar bir yerde yer alıyor.

Su’yun insan hayatında ne kadar önemli olduğunu zamanında da su için yapılan savaşlardan da anladığımız üzere bu filmde de göze bir daha çarpıyor. Çünkü su olan vagona ulaştıklarında ilerleyip en başa gidip yönetimi ele geçireceklerine olan inançları oldukça yüksek. Gilliam, Curtis ve Edgar’ın başında olduğu bir grup isyan planlarına uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle hapsedilen bu trenin güvenlik uzmanı Namgoong Minsoo’yu ve kızı Yano’yu kurtararak başlıyorlar. Ve böylelikle vagonlar arasında ilerleme başlıyor. Vagonlar ilerledikçe parayla trene girmiş insanların ne kadar güvende, rahat ve mutluluk içinde yaşadıklarını görüyoruz. Beni hayal kırıklığına uğratan bir kısım ise baştan akıl hocalığı yapan Gilliam’ın aslında o kadar da masum olmaması ve başrol sayılabilecek bir insanın erkenden ölmesi.

Filmin sadece trende geçmesi ve üstelik bu kadar dar alana bir sahip olunmasına rağmen iyi bir iş çıkardıklarını anlıyoruz. Kullanılan kıyafetlerin vagonlar arasındaki değişimi bile bize ne kadar acımasız bir düzende olduğumuzu bir kere daha hatırlatıyor. Hayattaki statü farkı aslında birçok şeye sirayet etmiş, mesajları ders niteliğinde bir film. Sonunun daha iyi bitebileceğini, bazı mantık hatalarının yok edilebileceğini düşünüyorum. Önerilerde bu kadar çok sık görmem belki de benim beklentiyi yüksek tutmama sebep olmuş olabilir. İzleyin, pişman olmazsınız.

Betül AHISKA TEKTAŞ   
16.05.2020

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re