Ana içeriğe atla

Müzik Daha Durmadan



Müzik acı dolu bir ritimle başladı. Bu bir hayatın başlangıç sesiydi, nerede duysam tanırdım bu sesi. Şimdi yeni umutlar, hayaller, aşklar ve sevinçler de doğacaktır. İnsanoğlunun var olduğu ilk günden bu yana, hiç usanmadan hepsi teker teker doldular bedenimize, ruhumuza… Fakat kimse ilgilenmeyecek o uzun yolculuk boyunca neler yaşadığımızla ya da neler hissettiğimizle. Doğmuş olmamız, var olmamız yeterli insanlar için. İşin özünü bilen, gerçek müziği duyabilen yalnızca biz olacağız. Doğduğumuz anda başlayan o şarkı, biz nefes aldıkça çalmaya devam edecek. Evet, o duyduğumuz yüksek tempolu ve neşeli kısım da müziğimize dahil; kasvet ve hüzün barındıran, acılı melodiler de. Hayat dediğimiz uzun ama bir o kadar kısa yolculuk, bu şarkının içinde barındığı acılı ve neşeli melodilerle birlikte hayat oluyor. Şikâyet ettiğimiz hüzünlü yerler olmazsa mutluluklar sıradanlaşıyor, mutluluklar olmadığında hissettiğimiz tek şey ıstırap oluyor. Birbirini takip eden hüzün ve mutluluk serisinin sonunda, elimizde kalan tek şey yaşadıklarımız yani hayatımız oluyor.

Elimizde sadece şu an olmasına rağmen aklımız sürekli geçmişin dalgalarıyla boğuşuyor ve ilerideki açıklığı, karayı yani kurtuluşu görmezden geliyoruz. Zihne hükmetmek çok zor gibi gözükse bile aslında derin birkaç nefesin çözemeyeceği hiçbir sorun yoktur. Hayatımıza eşlik eden bir tek şarkı olamayacağı gibi yalnızca iyi ya da kötü anlara da sahip olamayız. Bunun bilincine varmak için yapmamız gereken tek şey durumlardan uzaklaşmak ve derin bir nefes eşliğinde mantık süzgecinden geçmiş düşüncelerimizin oluşmasına izin vermek. Yaşadığımız olaylara göre değişen o müzik her zaman sizin duyabileceğiniz şekilde eşlik ediyor hayatınıza. Geçmişe, geleceğe ya da başka insanlara göre değil; yalnızca şimdiye eşlik ediyor ve sizin için çalıyor. İçinde bulunduğunuz anın tadını çıkartabilmek kadar sizin için çalan müziği duyabilmek de bir başarıdır ve bunu yapabiliyor olmak insanın kendi içinde huzuru bulmasının temel taşıdır.

Geçmiş dalgalı bir deniz ise artık dalgaların içinde olmadığımız için şimdinin derdi değil, eğer gelecekte dalgalara doğru yüzeceksek şimdi güçlenmenin ve kendini büyütmenin tam zamanı ki geçmişteki dalgalarda zorlanan benliğiniz bundan sonra gelecek olan küçük ya da büyük dalgalardan daha az hasarla çıkabilsin. Kulağımızda hayatımızın müziği, ruhumuzda yaşadıklarımızın izleri ve aklımızda geçmiş, gelecek ve şimdinin senteziyle birlikte hayatın içinde yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.

Kendi hayatımızın müziğini duyabilmenin en basit yolu o müziği kendi kendimize çalıyor olmamız. Hiç kimse ve hiçbir şey bizi kendi yolumuzdan, tutkularımızdan ya da arzuladıklarımızdan alıkoyamadığı zaman müziğimiz en güzel halini alıyor aslında. Geçmişin acılarıyla harmanlanıyor, geleceğin umutlarıyla yeşeriyor ve şimdide güçlenip hayatımızın eşsiz müziğini yaratıyoruz.

Kimimiz müzik hiç durmayacak sanıyoruz, kimimiz asla durmasın istiyoruz. Hayatımızı buna bağlı yaşıyoruz. Mutlulukları erteliyor, hüzünleri sonuna kadar yaşamadan geçiştirmeye çalışıyoruz. Fakat hepsinin aksine, hüzünler de mutluluklar da sayılı. Hepsinin bir sonu var. Bütün hisleri müzik daha durmamışken sonuna kadar, olabilecek en üst düzeyde, her saniyesini hissederek yaşamamız gerekiyor. Çünkü müzik bir gün duracak, hayat bitecek.

Duygu MEHMETOĞLU
3.07.2020

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re