Ana içeriğe atla

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

 

Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır.


Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir.



Resim, 2000 sonrası dönemde çok ses getiren ‘Da Vinci Şifresi’ isimli filmin de bel kemiğini oluşturmaktadır. Resimde, Hz. İsa’nın solunda yer alan ve feminen bir halde sükût içinde tasvir edilen figürün Hz. İsa’nın, kendisini taşlayan bir topluluktan kurtardığı Magdalalı Meryem olduğu ifade edilmektedir. Film, buradan Hz. İsa’nın soyunun Magdalalı Meryem ile günümüze dek sürdürüldüğü sonucuna varmaya çalışmaktadır.


Resimde Hz. İsa’ya ihanet eden kişi olan Yehuda (Judas), Magdalalı Meryem’in solundaki kır saçlı Peter’ın önünde resmedilmektedir, ayrıca yüzünde gergin ve sorgulayıcı bir bakış bulunmaktadır. Peter ise adeta “Size bunu yapmaya kim cesaret edebilir?” der gibi bir bakış atmaktadır. Böyle söylüyoruz çünkü Hz. İsa’nın Peter’a kaya anlamına gelen (petrus) bu ismi imanının kaya gibi sağlam olmasından dolayı vermiş olduğunu biliyoruz.


Hristiyanlık ve İslâm’ın en keskin olarak ayrıştığı noktalardan biri olan çarmıh ve göğe yükseliş de bu resimde kendisine mânâ bulmaktadır. Hristiyanlığa göre Yehuda Hz. İsa’yı Romalı askerlere ihbar etmekte ve Hz. İsa Golgota’da çarmıha gerilerek öldükten üç gün sonra göğe yükselmekte, yükselmeden önce Hz. Meryem ve Magdalalı Meryem’e görünmektedir. İslâmi literatür ise bu noktada Yehuda’nın Allah’ın izniyle Hz. İsa’nın sûretine büründüğünü ve asıl çarmıha gerilenin Yehuda olduğunu, Hz. İsa’nın ise doğrudan Allah katına yükseltildiğini belirtir. Yükselişteki bu inanç farkı dönüşte de görülmektedir. Ancak bu iki fark da günümüzde iki dinin arasındaki keskin ayrımlardan olmayı sürdürüyor gibi görünmektedir.


Ferdi ERAT

14.08.2020


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul