Ana içeriğe atla

Türkiye’de Ödemeler Dengesi ve Kriz

 

Makro iktisadi birçok tartışmada ortaya koyduğumuz ödemeler dengesi kriziyle esasında neyi vurgulamak istiyoruz? Bildiğimiz gibi farklı gereksinimler sebebiyle devlet kalkınma projeleri veya ithalat ödemelerinde kullanmak için borç almaktadır. Bunu tıpkı bir öğrencinin öğrenim kredisini kullanarak bankaya borçlanması gibi örneklendirebiliriz. Bu edinilen aşırı borçlanma olgusu, devletlerin dolayısıyla devlet içindeki bankaların oluşturdukları işlemlerden meydana gelmektedir.

Yatırım çevrelerinin farklı ülkelerin endüstri sektörlerindeki ticari faaliyetlerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları en önemli husus elbette ki sermayedir. Bu yatırım işlemlerinin bir parçası olan para piyasaları da yatırımın değerini arttırıp azaltabilir. Örneğin, petrolün maliyetinin artmasıyla Amerikan dolarının diğer para birimlerine karşı değerinin azalması gibi, çünkü bu durumun gerçekleşmesi ile dolar önceden aldığı petrolün daha azını alabilecek duruma düşecektir. Dolayısıyla anlamalıyız ki parasal işlemler ile yatırımlar, üzerinde durduğumuz ödemeler dengesinin önemli kısmını meydana getirmektedir.

Örneğin Türkiye’nin ödemeler dengesi açığı vermesi durumunda, içeride yapılan yatırımlara ve Türk malı hizmetleri satmaya ihtiyacı vardır, yani açığı doldurma gereksinimi nedeniyle diğer ülkelere bağımlı olmaktadır. Ayrıca yabancı yatırımların azlığı, ödemeler dengesi içerisindeki cari açığa yani finansal borca neden olacaktır. Tüm bu durumlar gerçekleşirken, Türkiye uygun şartlarla borçlanma imkânı dahi bulamaya bilir. Akabinde de bir çorap söküğü gibi giden bu kötü silsileyi ihtiyaç duyulan ithal malların elde edilememesi veya çok pahalı duruma getirmesi izleyebilir, dolayısıyla uluslararası ticari faaliyetlerde bundan negatif yönde etkilenebilir.

Tüm bu olumsuz koşullar altında yatırımcılar sermayelerini güvenli liman şeklinde düşündükleri ülkelere aktararak bir sermaye kaçışı durumu yaratmış olurlar. Bu durum, özellikle Türkiye gibi borçlu ülkelerin bankalarında para azlığına neden olacak, doğal olarak da faiz oranlarını çok yukarılara taşıyacaktır. Devletler bu durumlarda özellikle yerel paranın yurt dışında dönüşmesini önlemek için güçlü para sunmak isteyecek, doğal olarak paranın değerini koruma ihtiyacı hissedecektir.

Ancak Türkiye şu sıralarda bu duruma ters olarak, dolar kurunu düşürmek veya belli bir seviyede tutmak için rezervleri satarak kuru kontrol etmeye, kriz ortamını sakinleştirmeye çalışıyor. Devletin parayı değerli kılma çabalarının olmaması paranın devalüasyona yenik düşmesine neden olacak, bu durumda da devlet ekonominin ve toplumun istikrarsızlaşmasıyla karşı karşıya kalacaktır.

Ekonominin iyi yönetilmemesinden ötürü insanlar ellerinde dolar tutma yoluna gitmiş ise bu durumdan kurtulmak için doları değersizleştirmeye çalışmak yerine, Türk lirasını değerli kılmaya çalışmak daha doğru olacaktır. TL’yi değerli hale getirmek dolar seçeneğinden daha kolay gerçekleşir, düşünsenize dünyada 2 trilyona yakın dolar olduğu bilinmektedir, Türkiye’de ise Merkez Bankası ve Kamu Bankaları net rezervlerini toplarsak 40 milyar dolar gibi bir para ortaya çıkıyor. Sizce elimizdeki dolarla bu gücü dizginleyebilir miyiz? Cevabımız hayırsa peki ne yapabiliriz? Kısa vadede yapılacak seçenek yukarıda da değinildiği gibi faizi yükseltmektir. Faizin yükseltilmesi ile elinde dolar bulunduran insanlar faiz geliri elde etmek için, doğal olarak dolar isteğini bırakıp TL’ye dönüş gerçekleştireceklerdir. Ancak faizi yüksek tutmakta birtakım sıkıntılar ortaya çıkaracaktır. Örneğin; yatırımlarda gerileme olgusunu gerçekleştirmesi gibi, ancak swap faizleri açısından yabancı yatırımcı dolar/TL’nin yükseleceğini düşündüğü için TL satıp dolar almak isterse, yani TL’yi short etmek, doları long etmek isteyebilir. Bu durumda da TL’yi alıp gitmek isteyecektir, ancak buna karşıda sanırım 2018’de çıkan kanunla, bankalar yurt dışına sağlayacakları TL miktarını sadece sermayenin %25 ile kısıtladı. Yani TL'nin dolar karşısında düşüşüyle oluşan spekülasyonlara karşı, yabancı yatırımcıyı kısıtladı, ama bu durumda bir müddet sürebilir, çünkü yabancı yatırımcı bu sefer TL elde etmek için borsadaki varlıkları (varsa tabi) satacak, dolayısıyla da bu seferde borsa dipleri görecek. Bu nedenle yolun sonunda çıkacağımız yer yine ödemeler dengesini düzgün tutmak, dolayısıyla radikal bir şekilde yapısal reformları uygulamaktır. Yani; Hukukun üstünlüğü, liyakat temelli yaklaşım, eğitim, bilim-teknoloji- arge ve serbest piyasaya entegre olarak yerli üretim.

Tüm bu spekülasyonların ve yatırımlar kaçışının sebep olduğu ödemeler dengesi krizi ile alakalı borç sıkıntıları, uluslararası finansal ilişkileri de sekteye uğratabilmektedir. Dünyadaki krizler hiçbir zaman devletler açısında birbirinden bağımsız olmamıştır, şu anda yaşanılan krizde ekonomik temelde bir kriz gibi gözükse de siyasi birtakım problemlere dönüşmektedir. Bunun sebebi de siyasilerin devleti ödemeler açısından dengeye getirmek için radikal kararlar almaya zorlamasından kaynaklıdır.

Mehmet Ali İŞCAN 

9.10.2020

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re