Ana içeriğe atla

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

 


Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1).

Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise uluslararası ilişkilerde olumsuz bir algıya sahiptir.

Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasında geçen iki savaş arası dönemde, Birleşik Krallık dış politikası için genelde Başbakan Neville Chamberlain ile özdeşleşen “yatıştırma politikası” (appeasement policy) ifadesi kullanılır (Örmeci, 2019). Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Versay Anlaşması’nın ağır koşullarından memnun değildi. İngiltere, Almanya’ya bazı tavizler vererek muhtemel bir savaşı engellemeyi amaçlıyordu. Birleşik Krallık, statükodan mutlu olduğu için bu dönemde risk almak istememiş ve Nazi Almanya’sının saldırgan tutumu karşısında tepkisiz kalmayı tercih etmiştir.

Revizyonizm ve Statükoculuk: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa devletleri revizyonist ve statükocu olmak üzere iki bloğa ayrılmıştı. Statükocu devletler; İngiltere, Fransa ile Balkanlar, Orta ve Doğu Avrupa’da bulunan, savaştan elde ettikleri kazanımları korumak amacıyla hareket eden bazı küçük devletlerdir. Revizyonist devletler Almanya, İtalya, Japonya başta olmak üzere savaş sonrası düzenlemelerden rahatsız olan küçük devletlerdir (Emiroğlu, 2007: 10).

Yatıştırma politikasının başlangıç noktası İngiliz-Alman Denizcilik Anlaşması olmuştur. 18 Haziran 1935’te imzalanan anlaşma ile İngiltere, Almanya’nın denizaltı gemileri yapmasını kabul etmiştir. Ek olarak iki ülkenin deniz kuvvetleri tonajları için 35/100 oranını da kabul etmiştir Versay Anlaşması ile Almanya’nın denizaltı gemileri yapması yasaklanmıştı. (Armaoğlu, 2018: 189). Bu anlaşma Fransa tarafından şaşkınlıkla karşılanırken, “Versay Düzeni” yıkılmaya başlamıştır.  

Chamberlain, Hitler’in esas ilgi alanının doğuda olduğuna inandığı için Komünist SSCB’ye karşı kendileriyle ittifaka gireceğini, hatta bir ihtimal Hitler’i Sovyet topraklarına yöneltebileceğini umut etmiştir. Südet bölgesini aldıktan sonra daha önce Bismarck’ın yaptığı gibi Hitler’in de artık durarak kazandıklarını elinde tutmaya çalışacağını ummuştu (Oran, 2016: 408). Chamberlain’in yatıştırma politikası Nazi Almanya’sının saldırgan ve yayılmacı tutumunu önleyememiştir. Hitler’in Almanya’sının durmaya niyeti yoktu, elde edilen ayrıcalıkları yeterli görmeyen, hep daha fazlasını isteyen, güç odaklı bir dış politika uygulandığını söyleyebiliriz.

Münih Anlaşması, yatıştırma politikasının doruk noktasıdır. Chamberlain Münih Konferansı sonunda Hitler'e şahsen başvurarak iki ülke arasında barış antlaşması imzalamak istediklerini iletmiş, Hitler de Münih anlaşması ve 1935 tarihli İngiliz-Alman Deniz Kuvvetleri Anlaşması'nı iki halkın birbiriyle asla savaşmama arzusunun bir sembolü olarak gördüklerini belirtmiştir (Thornton, 2011: 116). Konferanstan dönen Chamberlain uçaktan indiğinde “Size bugün onurlu bir barış getirdim.” diyecekti (Oran, 2016: 408). Chamberlain anlaşma sonucunda kalıcı bir barış elde ettiğini düşünse de Almanya söz konusu hükümlere sadık kalmamıştır. Neticede yatıştırma politikası başarısız olmuş ve 1939’da İkinci Dünya Savaşı başlamıştır.

Yatıştırma politikasını uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözüme kavuşturulması için olumlu bir çaba olarak değerlendirilebiliriz. Çünkü 1937-1938 yılları arasında bu politikaya karşı çıkanlara savaş yanlısı damgası vurulmuştur. İkinci Dünya Savaşı, bu politikaya kötü ve olumsuz bir ün kazandırmıştır. Yatıştırma politikası tüm olumsuz algılara rağmen Soğuk Savaş ve yakın dönemde devletler tarafından kullanılmıştır. Özellikle Soğuk Savaş döneminde egemen güçler arasındaki füze anlaşmaları ve krizleri, Rusya’nın Ukranya’daki politikaları, İran’ın nükleer silah kapasitesinin sınırlanması gibi meselelerin çözümünde yatıştırma politikasına başvurulmuştur.


Kutluay Doğukan TAŞDEMİR     

26.01.2021


KAYNAKÇA

Armaoğlu, F. (2018). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995). İstanbul: Kronik Kitap.

Embel, E. (2019). Yatıştırma Politikası https://www.researchgate.net/publication/336778122_Yatistirma_Politikasi Erişim Tarihi: 25.01.2021

Gilpin, R. (1981).  War and  Change  in  World  Politics.  Cambridge: Cambridge University Press.

Oran, B. (2016). Türk Dış Politikası (1919-1980). İstanbul: İletişim Yayınları.

Örmeci O. (2019). Birleşik Krallık Dış Politika Geleneği http://politikaakademisi.org/2019/09/05/birlesik-krallik-dis-politika-gelenegi/. Erişim Tarihi: 18.01.2021.

Thornton, B. (2011). The Wages of Appeasement: Ancient Athens, Munich and Obama's America. New York: Encounter Books.

Yorumlar

  1. Tezim için çok yardımcı oldu teşekkür ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faydalı olmasına sevindim ben teşekkür ederim.

      Sil
  2. Tek solukta okudum. Güzel bir yazı. Emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Okulumun bu döneminde bu yazınız ödevim için çok yararlı oldu. Teşekkürler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re