Ana içeriğe atla

Ahlaki Akıl Yürütme Aşamaları Nelerdir? (Jean Piaget- Lawrence Kohlberg- Carol Gilligan)

 


Ahlak bireyin belli değerler içerisinde kalarak bir tutum sergilemesidir. Doğru ve yanlışı ahlak belirler. Fakat sadece bireyin görüşleri ahlak için yeterli değildir. Çünkü ahlak toplum tarafından belirlenir. Piaget ise ahlak konusunu çocuklarda araştırarak ahlak gelişimini bilişsel süreçlerle birlikte ele almıştır. Piaget’e göre duyu-motor, işlem öncesi, somut işlemler ve soyut işlemler evresi olmak üzere 4 evreden söz edebiliriz. Duyu-motor evresinde yapılan davranışlar ahlaki tutumlardan bağımsızdır. İşlem öncesi evre ise 2-7 yaş arasını kapsamaktadır. Bu bilişsel ilerlemede ahlaki kurallar vardır fakat çocuk bunu mantıklı bir yere koyup kabul etmez, otoriteye uyum sağlar. Bazen çevrede otoriter biri yoksa bu kurallara karşı gelebilirler. Hatta bu evrede çocuklarda benmerkezciliğin yaygın olduğu gözlemlenmiştir. Somut işlem evresi 7 yaşından 11 yaşına kadar olan zamanı kapsar. Bu evrede çocuk artık mantığıyla düşünmeye başlar ve çevresini gözlemler. Kendisine söylenilen ahlaki kuralların değişmez bir gerçek olduğu fikrinden çıkarak bunları değiştirebileceğini öğrenebilir. Bu evrede fiziksel eylemler azalarak zihinsel eylemler çoğalmaya başlar. Soyut işlemler evresi ise Piaget’e göre 11 yaşından sonraki tüm ömrü kapsamaktadır. Doğruluk ve adalet kavramlarına ve bireyin kendini sorgulayabildiği bir evredir. Kohlberg ergenlikten yetişkinliğe ulaşan bir araştırma içine girmiştir. Ahlaki akıl yürütme aşamalarını üçe ayırmıştır ve bu üçü de kendi içinde ayrılır. Birincisi Gelenek öncesi ahlak, Kohlberg’e göre bu evrede iki aşama vardır itaat ve ceza eğilimi diğeri de saf çıkarcı eğilim (Şener, t.y). İkinci evre ise geleneksel ahlaktır. Bu evrede çocuk doğru yanlışı ayırt edebildiği için kurallara uyarak cezadan kaçar. Empati yeteneğini geliştirmeye başlar. Aynı zamanda yaşıtlarından etkilenmek yerine toplumun koyduğu yasaklara uyum sağlar. Gelenek sonrası evrede ise birey artık bir başkasının ona öğrettiği ya da zorunda tuttuğu kurallara uymak yerine daha kişisel düşüncelere yönelir.  Kişi artık vicdanını devreye sokarak kurallar yerine kendi vicdanı ve ahlaki düşünceleriyle hareket eder. Carol Gilligan ise cinsiyetler üzerinden ahlak konusu üzerinde durmuştur. Gilligan'a göre Kohlberg'in ahlak gelişimi aşamaları kesin ve evrensel değildir. Gilligan (1983) Kohlberg'in orijinal örnekleminin kadınları kapsamadığı halde kadınlarla ilgili genellemeler yaptığını belirtmiştir. Kohlberg'e göre kadınlar erkeklere göre ¸üçüncü evreden sonra daha düşük düzeyde bulunmaya meyillidirler.

Gilligan bunun kadının yetersizliğinden kaynaklanmadığını, toplumun kadından beklentilerinin burada rol oynadığını öne sürmüştür. Yani ¸üçüncü evrenin özelliği olan yardım etme, iyilik yapma gibi davranışlar birçok toplumda, kadınlardan beklenen özelliklerdir. Gilligan'a göre kızlar bu beklentiyi karşılama ve onay görme çabası içinde olduklarından ahlak gelişiminin bu evresini aşamamış gibi görünmektedir (Çapan, 2005). Sonuç olarak Kohlberg ahlak gelişiminde belirli konulara odaklanarak, cinsiyet konusuna fazla değinmemiştir. Gilligan ise eksik kısımları tamamlamıştır. Kadın ve erkeğin ahlaki düzeylerinde farklılık olmadığını savunmuştur. Kadın ve erkekler bir durum karşısında koruma ve adalet açısından birbirine benzer bir durumda olacaktır.

Dilara Ahsen ÖZKAN   / 12.04.2021

 Kaynakça:

-Çapan, A, S (2005). 3-11 Yaş Çocuklarının Ahlak Gelişimlerinin Piaget’in Ahlaki Gelişim Kuramı’na Göre İncelenmesi. (Yüksek Lisans Tezi). 

- Şener, T. (t.y). Ahlak Gelişimi. (PowerPoint sunum).


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cumhuriyet Döneminde Gerçekleştirilen Laiklik Politikaları: Eğitim Örneği Üzerinden

GİRİŞ Laiklik, yönetim ilkelerinin, dini esaslara dayalı örf ve adetlere göre değil, akıl ve bilim ışığında düzenlenmesi gerektiğini savunan bir prensiptir. Aynı zamanda laiklik, çağdaş bir toplum yaratmak için gerekli olan mekanizmalardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefelerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikleşme süreci belirli politikalarla, birbirini takip eden planlı adımlarla tamamlanmıştır. Bu süreçte çok fazla muhalif ses olsa da, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaşma yoluna çıkarmıştır . Laiklik anlayışına ilişkin tartışmaların kökenini, Tanzimat Döneminde tercüme odalarının kurulması ve buralarda batı dillerini öğrenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına dayandırmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası Teşkilat-ı Kanunu’nda da laiklik kavramı yer almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanımlanan laikleşme, Türkiye’de bir dizi reformlar silsilesiyle gerçekleşmiştir. Aş

İngiltere'nin Yatıştırma Politikası

  Yatıştırma (appeasement) en genel ifadeyle dış politikanın olağan unsurları olan müzakere ve pazarlığın bir sonucudur (Berrige & Llyold, 2012: 21). Kavramın ilk anlamı, birtakım yanlışlıkları gidermek veya barışa ilişkin koşulları oluşturmak amacıyla bazı ‘makul’ ödünler vermek olarak açıklanmaktadır. İkinci anlamı ise barışı korumak üzere, potansiyel saldırganın isteklerini karşılamaktan çok artırmakla sonuçlanan ‘aşırı’ ödün vermek olarak ifade edilmektedir (Embel, 2019: 1). Yatıştırma kavramının ilk anlamında kullanımına örnek olarak, Robert Gilpin’in 1981’de yayımladığı War and Change in World Politics kitabında bahsettiği, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin yükselmekte olan ABD'ye karşı izlediği politika verilebilir (Gilpin, 1981: 193-194). Gilpin’e göre yatıştırma, İngiltere ve ABD arasındaki düşmanlığın sonra ermesine ve iki ülke arasındaki müttefikliğin temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Yatıştırma kavramının ikinci anlamında kullanımı ise ul

İhanetin Kehaneti: Son Akşam Yemeği

  Leonardo da Vinci’nin eserlerinin ününü hepimiz biliriz. Ancak Mona Lisa kadar ünlü olmasa da bir o kadar değerli olan bir da Vinci eseri daha var, ki o da Son Akşam Yemeği’dir. Bir tablo sanılsa da, bu eser aslında Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie isimli kilisenin duvarına yapılmış bir fresktir. Eser bugüne gelene dek oldukça yıpranmış ve deformasyona uğramıştır. Ancak vermek istediği mesajlar hala oldukça görünür ve canlıdır. Her şeyden evvel bu fresk, Hz. İsa’nın Romalı askerlerce yakalanışından önceki gece havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir etmektedir. Yemekte Hz. İsa ile birlikte 13 kişinin sureti yer almaktadır. Hristiyanlarca kutsal kabul edilen ekmek ve şarap ikilisinin masada görüldüğü resimde belli bir duruma dikkat çekilmektedir. Resimde tasvir edilen sahne Hz. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek.” dediği andır. Tüm havariler buna farklı bir tepki verirken Hz. İsa ise nispeten üzüntülü ve güveni sarsılmış bir halde tasvir edilmektedir. Re